Beyin Haritası Veya İletişimin Pusulası
Geçen derste Ahenk kurma ile ilgili bir örnekle yüzeysel bir konu işlemiştik.
İnsanlarla iletişim kurarken, sözlükte yer alan bir kelimenin,sözlük
anlamı dışında kişinin yaşadıklarının etkisi ile yeni bir anlam kazanır
ve ya mecazi bir boyut oluşur. Bizler bir kelimenin onun dünyasında
ne anlama geldiğini bilmediğimiz için bizim dünyamızdaki anlamlara göre
hareket ederiz. Oğuz SAYGIN ın Gaziantep te verdiği bir seminer de bu
konu ile alakalı bir anekdot dinlemiştim.. Seminerde dinleyen kişilere
soruyor.
"- Sizce, diyet deyince aklınıza ne geliyor ?
Bir adam,
- Tavuk
Bir kadın,
- sebze
Bir adam,
- doktor
Bir adam,
- diet kola
Bir adam,
- Araba
son cevabı duyunca soruluyor.
- Araba mı, neden ?
Adam,
- 1 ay içerisinde 5 kilo verirsem karım bana bir araba alacak."
dediğinde salondakiler şaşırıyor.
Örnekte anlaşıldığı gibi verilen cevaplar herkesin dünyasında başka
anlama geldiğini kanıtlar.
Aynen bunun gibi hayatın diğer kısımlarında da böyledir. Buna Kişisel
gelişimciler " Harita Bölgenin kendisi değildir" der. Yani
bir haritada nasıl ki dereler, dağlar, şehirler aslı ile aynı değilse
aynen bunun gibi kullandığımız kelimelerde gerçek anlamını taşımayabilirler.
Kelimelerin anlamı beynimizde yaşamımızın kattığı anlam ile bozulmalara
uğrayabiliyor. Buda demek oluyor ki biri ile anlaşırken onunla ortak
bir iletişim dili oluşturulmalı veya onun kelimeleri ile ahenk içinde
( içtemsil kelimeleri kullanarak ) iletişim kurmalıyız. İnsanların içtemsillerine
ait ip uçlarının bir kısmını sizlere anlatmıştım. Diğer ip uçlarıda
birazdan huzurlarınızda olacak :)
GÖRSEL İÇTEMSİL SİSTEMİ AĞIRLIKTA OLAN KİŞİLER:
Hızlı konuşur, dik yürür, diyaframın üstünden nefes alır, hızlı hareket
eder, görsel sanatlara ilgisi vardır, sinemaya, sergilere ve görsel
şölenlere gider, insanların görünüşlerine çok dikkat eder,renklerle
ilgilenir, konuşurken görsel içerikli kelimelerle iletişim kurar vs.
İŞİTSEL İÇTEMSİLİ AĞIRLIKTA OLAN KİŞİLER:
Akıcı konuşurla, normal yürürler, diyaframdan nefes alırlar,konuşurken
kafalarını yanlara doğru eğdirip konuşabilirler, işitsel sanatlara ilgileri
vardır,genellikle enstruman çalarlar, konserlere sıksık giderler, müzik
alanında uğraşıları vardır, iyi bir pazarlamacı olabilirler, kelimeleri
seçerken işitsel kelimeler bulurlar, konuşma yetenekleri çok iyidir.
KİNESTETİK İÇ TEMSİLİ AĞIRLIKTA OLAN KİŞİLER:
Yavaş konuşur, yavaş yürür, genelde kafaları aşağıya doğru eğiktir,
dokunsal yönleri gelişmiştir, genellikle bir elbise alırken elleri ile
dokunurlar, konuşurken duydusal ifadeler önem verirler heyecanlarını
veya içsel hislerini yüzündeki renk değişimi ile çabuk belli ederler..
Yukarıda bahsedilen içtemsiller tekbaşına çok nadiren bulunurlar. Genellikle
işitsel- kinestetik ( kinestetik-işitsel) ve İşitsel-Görsel ( görsel-işitsel)
olarak iki görsel sistem şeklindedirler.
Algı Filtreleri:
LİMON SUYUNDAN İÇ DÜNYAYA
Şimdiki dersimizde davranış, yetenek ve benzeri durumların işlevsel
yönünü ele alacağız. Hepimizin algı filtreleri vardır ( duyu organları
algılayıcıdır, filtreler ise içtemsillerdir) Herkes iç temsillerine
göre dış dünyadaki sinyalleri algılar. Görsel içdünyaya sahip biri dış
dünyayı algılarken görsel objeler üzerine yoğunlaşır ve görsel objeler
üzerine seçicidir.
Bir olay karşısında olaya şahit olan biri görsel iç temsil ağırlıklı
ve, işitsel yönü de çekinik ise, olay beynine kaydedilirken görsel imgeler
ayırd edilerek süzgeçlerden geçer, yani filitreler görsel imgeleri seçer.
Olay anında gözler aktif kulaklar ikinci plandadır. Olaya şahit olan
kişiye olayı anlatması istendiğinde, bilinç hemen çağrışım yapar ve
kaydettiği görsel imgeleri anlatım kalıplarına döker bu işi yaparken
göz (sağ elini kullananlar için) sol üst köşeye bakar. Görsel kelimelerdeki
eksiklikleri ise kişiye göre değişen baskınlıkta işitsel ve dokunsal
yönlerdeki dil kalıpları ile tamamlar. Konuşurken hızlı konuşur ve olaya
kendini şahitlik ederken bulur.
Aşağıdaki şekilde bu sistemin nasıl işlediğine dair bilgiler edineceğiz
genel olmakla birlikte herkeste aynıdır. Algılayıcılar:
* Görme
* işitme
* Tat alma
Durum girişi -> * koklama --->Algı Filtrelerimiz-->
* Dokunma
*Bilinç altı ve
----> Bilinç----> *Değerlendirme sistemi ---->
----> Ve çıkış ( Tavır ve davranışlar)
Siz limon yiyen birini gördüğünüz de olay gözümüz
tarafından algılanır, seslerini duyarız bu kısım giriş kısmıdır, algı
filitremiz buradaki baskınlık derecesine göre görsel olarak ya da işitsel
olarak süzgeçlerinden geçirir, bilinç ise bu olay ile ilgili daha önce
yaşanmış bir anısını çağrışım yolu ile getirir, değerlendirme de ise
yaşadığı olayın kendisine hissettirdiği duyguları da beraberin de getirir.
Yani limonun suyu, rengi, tadı eline değen kabuğu ve akan suyu, yediğin
zamanki dilinde oluşan ekşi tat, yüzünün buruşması gibi. En son da çıkış
olarak suratımızın buruştuğunu hissederiz, dilimizdeki limon suyunun
etkisini, ağzımızın sulandığın dişlerimizdeki tuhaflığı hatta gözümüzün
yaşardığını bile hissedebilirsiniz. Defalarca limon yediğinizi hayal
edin rengini görmeye çalışın, kokusunu duyun, dişlerinizi limona değdirdiğinizi
suyunun dilinize temasını ve ağzınızın sulanmasını hissetmeye çalışın
ama defalarca. Ne kadar güzel bir olay değilmi bu olayı bile anlatırken
ağzım sulandı. Eminim şimdi sizlerde aynı durumdasınız.
Bu olayı gerçeklik bakımından icelediğimizde gerçek ile hayal arasında
hiç bir farkın kalmadığını görürüz.Bilinç altı olayı gerçekmiş gibi
algıladı ve bize gerçekten limon yemişiz hissiniverdi. Artık her limon
yediğimiz de bilinç altı aynı rolü yapacaktır bize.
Ne zaman yüzümüzü buruşturup ağzımızın sulanmasını
istersek detaylı olarak limon yeme hadisesini hayal etmek yeterli olacaktır.
Kısaca konuyu ele alırsak:
Giriş ---> Algı organları ve algı filtresi-->---> Bilinç -->
Bilinç altı yada çıkış.
Herhangi bir problemle uğraştığımız da eğer çözüme ulaşamazssak, otomatik
olarak bilinç altına havale ederiz. Gün boyu bu problemlerle bilinç
altı ilgilenir. Bilinç altı aldığı yetkiyle uğraşmaya devam eder ve
tüm çağrışımlarınızı kullanır. Gece siz uyurken kendi diliyle ( rüya
) bize çözümü sunar. Şayet çözemediyse bile bize problem çıkarmasın
diye rüyayı çıkış olarak kullanmaya çalışır. Girdi olarak bilinçaltına
ulaşan bir durum mutlaka bir şekilde çıktıya ulaştırılmalıdır. Aksi
taktirde can sıkıntısı, stres, baş ağrısı ve buna benzer şekilde kendini
dışa vurmaya çalışır.
Bir çok deneyle ispatlanmıştırki bazı baş ağrısı olan insanlar. Baş
ağrısının olası nedenlerini bir kağıda yazdığında veya bir doktora anlattığında
ağrının hafiflediğini veya tamamen geçtiğini görmüşlerdir. Ağrının geçmesinin
nedeni, eskiden uğraştığı bir problemi yarım bıraktığından çıktıya ulaşamayan
problemler varlığını vücudumuzun uyarı sistemi olan ağrıyla hissettirir
ve bizlerde yarım kalmış işleri yazıya döktüğümüzde yada anlattığımızda
çıktı olarak görsel veya işitsel yolla içimizdeki kısır döngüden kurtarmış
oluruz ve ağrının olması için bir neden kalmaz Yani yine tekrar edecek
olursak tukarıdaki bahsi geçen girdi ve çıktı olayını birçok işlerimizde
kullanacağız.
Şimdi esas konuya gelelim. Madem amacımız çıktıyı değiştirmek, o halde
içimizdeki içtemsillerin işleyişini değiştirmekle işe başlayalım.
Şimdi konsantre olun ve anlatacaklarımı dikkatle dinleyin. Sizi mutlu
eden bir olay düşünün... görüntüler durgun ise hareketlendirin... Renklerini
parlaklaştırın... Görüntüyü büyütün...
Olayı tekrar baştan bu haliyle izleyin... Renkleri canlandırın... Görüntüyü
biraz daha büyütün... Eğer izlediğiniz görüntü sinema perdesi gibi uzak
ise kendinizi olayın için de düşünün... Olayı en baştan birde bu haliyle
izleyin...Sesleri melodik bir tarzda düşünün... Uzaktan ve zayıf geliyorsa
yakından ve güçlü şekilde geldiğini hayal edin... Size dokunan bir nesne
varsa ve hoşyunuza gidiyorsa hissetmeye çalışın... Bütün duygularınızı
aktif hale getirerek daha da derinleşe bilirsiniz.
Bu örneği mutlaka yapın Anlatmak istediğimi ozaman daha iyi anlayacaksınız.
Nasıl ama Bu mutluluk verici olay sizi daha da mutlu etti değil mi?
Buna benzer yöntemleri gelecek dersler de daha çok uygulayacağız anılarımız
işimize yarıyacak...
Unutmayın onları boşuna yaşamadık.