Senin öykünü yazmazdım ki

Yaşam geçiyor yanımızdan. Biz yine masadayız. Şarap… Kahve… Düşler. Her şey yarına kurgulu… Sözler inançlı… Sözler güzel.

Ruhum kalkıp gidiyor. Oyunbozanlık ediyor gönlüm. Aklımı tutamıyorum. Bir bedenim kalıyor yanında… Farkında değil!

Ruhum bir şiirin peşine takılıyor çapkın çapkın. Rüzgâr olup dizelerin eteklerini kaldırıyor yavaşça… Mest oluyor. Bestelenip bir eski zaman filminde şarkı oluyor: “Ben seni unutmak için sevmedim…” Saçlarını savuruyor aşka doğru. Ruhum kör kemancı. Ruhum çiçekçi kız. Paşa konaklarında önce hizmetçi, sonra hanımefendi. Ruhum İstanbul’un tenha kıyılarını seyreyleyen bir vapurdan atılan kırmızı gül. Ruhum hep intihar eden ama hiç ölmeyen sarışın kadın; sonunda dürüstlüğü ve sadakati için alnı öpülen. Ruhum çamura bulansa da hep altın kalan…

Ölümüm kimsenin suçu değil. Ben istedim. Çünkü dayanamıyordum. Acı dayanılmaz olmuştu. Yıllarca bu pisliği damıtıyordu damarlarım. Temizleyemedim. Sanırım böylesi en iyisi, en doğrusu. Bu vuruş her şeyi temizleyecek. Kimbilir belki çocukluğumu ve sokaklarda bozdurduğum gençliğimi de…

Gazetenin yazdığı doğru. 19 yaşındayım. Beni buldukları yer, Beyoğlu’nun arka sokaklarında bir barın tuvaleti. Resimde pek iyi çıkmamış ama kollarımda jilet ve iğne izleri var. 19 yaşında, bir kere çocuk aldırmış, iki kere tedavi için hastaneye yatmış, sonunda hep kaçmış küçük bir kadınım. Sadece hastanelerden değil… Yaşamdan da kaçıyordum. Gerçeklerden… Bu aşağılık düzenden.

Size bir sürü palavra atabilirim yaşamıma ilişkin. Ve bunların kimi doğru da olabilir. Ne önemi var? Az çok öykümü biliyorsunuz hepiniz. Hepiniz hayalini kurmuşsunuzdur ölümümün neden böyle olduğunun. Kimi tıpkı bir Türk filmi gibi başlar, kimi korkunç bir gerçek boyutta geçer. O kadar acımasızdır ki düşlediğiniz gerçekler, korkarsınız… Kızınız için düşünürsünüz, oğlunuz için… Kimbilir belki de daha doğmamış çocuğunuz için. Kiminiz acımasız görünür “Aklını kullansaydı” der geçersiniz. Kiminiz belki de hiç tanımadığım anneme babama küfredersiniz. Ya da beni hiç tanımamış anneme babama…

Otel odalarında, adresini bile hatırlayamadığım evlerde, adını bilmediğim adamların yataklarında, hastane koridorlarında, nezarethanelerde ve en çok da sokaklarda geçirilen bir yaşamdan daha ne beklenirdi ki? Zamanı gelmişti. Ben 16 yaşından beri bu pisliği çekiyorum içime. Kiminle ve nerede başladığı o kadar önemli mi? Gerçekten mi? Bunu sormaya hakkınız var mı? Beni sorgulamaya? Ne verdiniz peki bana? Ya da ne verdiğinizi düşünüyorsunuz? Dernekler kurarak, konserler vererek, hiç okumadığım gazetelere bir sürü anlamsız yazılar yazarak ne kadar yaklaşabilirsiniz bana? Bize? Onun yerini tutacak neyiniz var? O büyük özgürlüğün… Her şeyin üstünde olmanın… Her şeye kafa tutmanın… Uçmanın… Kurallar? Pöh! Canı cehenneme! Para? Biraz daha “mal” için evet! Sevgi? Bakın bunun için çok geç kaldınız… Hanginiz, sorarım, hanginiz korkmadan elimi tutabilirdi benim? Yalnızca dinlemeyi, ağlasam, hiçbir şey söylemesem, bir çocuk gibi kucağınıza hiçbir şey düşünmeden yatsam, nefesim bile olsa anlatan, yalnızca dinlemeyi hanginiz başarabilirdiniz? Yal-nız-ca… din-le-me-yi…

Hoşça kalın. Ölümümden kimse sorumlu değil. Ben istedim ölmeyi. Öyle geçmişimi falan araştırmayın. Annemi babamı rahat bırakın. Okuduğum okulların, geçtiğim sokakların, hatıra defterlerimin önünde pusu kurmayın boşuna. Arkadaşlarımı da bırakın. Onlar size “kurtuldu” diyebilir yalnız. Hepsi o… Siz kendi yaşamlarınıza pusu kurun. Şaşırtın onu. Birden o izbe deyip hiç geçmediğiniz sokaklara bir dalın. Bu fotoğraftan daha kötü manzaralar var orada. O zaman siz de “kurtuldu” diyeceksiniz inanın. Sonra korkmayın elinizi uzatın. Mutlaka tutacak birileri vardır! Mutlaka…



Yine masadayız. Yaşam geçip gidiyor yanımızdan. Şarap… Başımız dönüyor. Gönlüm oyunbozanlık ediyor. Onun hâlâ haberi yok.


Gönlüm bir otobüse binip küçük bir kasabaya gidiyor. Gidip sevdiğinin koynuna giriveriyor. Gönlüm haylaz… Mahmur gözlerinden öpüyor sevginin. Gönlüm çocuk… Kahkahalarla gülüyor. Gönlüm kuş olup uçuyor… Sevgi sözcükleri kanat sesleri. Gönlüm bir deli nehir… Gönlüm hep sevdadan yana akan!

………’DAN ÇARESİZİM

Sevgili Güzin Abla,

Senin köşeni yıllardır okurum. Yıllardır dediğime bakıp beni yaşlı başlı biri sanma. Ben 24 yaşında, çevresinde güzel olarak bilinen ama çok talihsiz bir kızım. Ah, ablacığım, biliyorum çok kızacaksın ama ne yapayım elde değil gönül bu! Kimi ne zaman seveceği belli olmuyor. Benim de başımda böyle zamansız ve yanlış bir sevda var. Beraber olduğum adam evli. Üç çocuk babası. Zaten bütün sorun da burada ya… “Çocuklarım olmasa bir an bile durmam” diyor. Ben okumak istedim ama okutmadılar ablacığım. Talibim de çok. Ama gel gör ki ne yaptıysam, ne ettiysem ondan ayrılamadım. O da beni bırakmıyor. Aslında bu ilişki duyulursa o da ben de yanarız. O çevresinde sayılan ve adı bir hayli duyulmuş bir iş adamı. Benim ailem de çevremizde ağır insanlar. İnanır mısın, bunu düşünmekten 1 ayda 7 kilo birden verdim. Arkadaşlarım teker teker beni bıraktı. Bu ilişki bana yakışmıyormuş. Beraber olduğum adam bana ayrı bir ev açmayı ve imam nikahı kıydırmayı öneriyor. Sence ne yapayım ablacığım? Onun peşinden gideyim mi, yoksa ondan ve sevgimden vaz mı geçeyim? Bir de yüzümde ve sırtımda daha önce hiç olmayan lekeler başladı. Sence ciddi bir şey midir? Hasta olabilir miyim? Ayrıca beraber olduğum adam ondan ayrılmayı düşünürsem bana büyü yaptıracağını söylüyordu. Acaba bu lekeler büyü lekesi mi?

Sözler masada , inançlı söz-ler… Şarap… Ben… Ruhum… Gönül… Aklımı tutamıyorum… Aklım elden gidiyor!

Aklım saklanacak yer arıyor… Bulamıyor!

Şehrin orta yerinden güpegündüz karanlık geçiyor. Yüzleri peçeli. Bu kadınlar vücutlarından utanıyor… Doğurgan vücutlarından. Erkeklerin gözlerinden pis, sarı bir bakış akıyor. Karanlık inadına karanlık! Güneş inadına parlıyor! Babaannem Kuran okuyor, bembeyaz başörtüsü sakız kokulu. Yanına oturuyorum. Okuyup üflüyor beni. Nasıl da rahatlıyor içim. Ellerinden öpüyorum Bizi dövüyor “baba” demek istediğimiz adam. “Baba” diye sarılmak istediğimiz adam. Canı sıkıldı mı tekme tokat! Dayanamıyorum, atıyorum kendimi pencereden aşağı… Aklım uçuyor. Aklımı tutamıyorum. 0 900 100 yüz… yüz… Sarışın bir kadının çıplak anılarında yüzüyorum. Ekranda bir adam bir kadını dövüyor. Dansöz daha hızlı sallıyor kalçalarını. Kayıplar aranıyor çöp evlerin içinde. Devlet namusuma bekçiler dikiyor. Bekçi gözlerime siyah bantlar çekiyor. Gazetelerin 3.sayfalarından akıyor adım. Yaşam kendini sorguladığı için her an, bir günlük kapatma kararı uygulanıyor. Aklım şaşıyor… Adamın biri şehirdeki tüm heykelleri kaldırıyor, hepsinin yerine kendisinin heykellerini diktiriyor. Heykeller suratımıza tükürüyor. Hepimiz susuyoruz. Sokakta, heykellerin altında çocuklar bali çekiyor. Çirkinleşiyor çocuklar her nefeste… Her nefeste biraz daha yaşlanıyor. Korkuyorum. Aklım korkuyor. Sözcükleri vuruyoruz gözünden. Anlamlar değişiyor. Aklım anlamıyor. Sırf anlamasın diye aklım zaten, kuşlar grip oluyor. Sırf şaşakalsın aklım diye her sabah mahkemeler kuruluyor beyaz camlarda. Sırf kaybolsun diye aklım değiştirilıyor şehirlerim bana ait olmayan görüntülerle. Askerler geçiyor rap rap, yollarda yankılanıyor ayak sesleri. Selamlamak için koşuyoruz hep beraber… Geçenler yalnızca gölgeleri. Ağabeyim vuruyor beni bir gece uyurken, yüreğime inandığım için. Kan sıçrıyor yarınlarıma… Falcı yarınlarımı karanlık görüyor. Aydınlık günler için kara büyüler hazırlıyor bana. Tütsülüyoruz birlikte yaşamı… Yaşam cehalet kokuyor! Aklım hiç temizlenmiyor.

Yaşam geçiyor yanımızdan. Biz yine masadayız… Şarap… Kahve… Düşler. Her şey yarına kurgulu. Sözler inançlı… Sözler güzel.

Ruhum kalkıp gidiyor. Oyunbozanlık ediyor gönlüm. Aklımı tutamıyorum. Bir bedenim kalıyor yanında… Farkında değil!

Dönüp soruyor: “ Benim öykümü nasıl yazardın kimbilir?”

Gülüyorum.

“ Senin öykünü yazmazdım ki…”

Anlamıyor.

Yeniler

Mahir Demir
Motivasyonun Sürekliliği

Leader
Gerçek nedir?

Elif Bengü
Eski gül lokantası

Uğur Koşar
Hayat Bir Oyundur

Erdem
Zihin Haritalama Tekniği

Mahir Demir
Yeni Hayat Temizlik ve Kimlik

Erol Şimşek
Kayb-olmuşum

Efe Özikiz
Açım

Dilek Çakır
Bazen

Aytuğ
Adamak

Barış
Güç nereden

Angel
İstek

Sultan Sofia
Eş ruhum

Ömer Aral
Karikatürleri Bush çizdi!
Yaşam bilimi adıyla geçen ayurveda ile ilgili neler biliyorsunuz?

Zayıflamak ve sağlıklı bir yaşam için detoks diyeti yapın.