Editörün EserleriFeylesofSpirulina üzerine keyifli bir sohbet Üç Masal Neden Değil Nasıl Saymadım Kaç Yıl Oldu Ne Olur Aynısı Olmasın Bir Bilmecem Var Çocuklar Zaman Bir Aldatmaca! Sevgili Günlük ya da Psikolojik Bir Çözümleme Bugün Hayatımın Geri Kalanının İlk Günüdür Ruh halleri üzerine gündelik yaşam öğretileri Üç vakte kadar öleceğim Bir dakika, sakin olalım, paniğe lüzum yok! Başucu İşkenceleri Yeni Yılı İnce Karşılamanın İncelikleri Bana Birşeyler Oluyor Firuze Kalp hastasını iyileştiren bir aşk Şimdi düş zamanıysa Hadi yüreğim ha gayret Ben bu çaresizliği nereden öğrendim? Uyku Dur Gitme Haftanın tarifi ; Acı, efervesan tablettir! Bütün dünya buna inansa Depresyondaki balık Gitmeseydi ölecektim Senin öykünü yazmazdım ki Saçlarımı tarar mısın Feride? Beni karşılar mısın? Eski gül lokantası |
Hadi yüreğim ha gayretAdam, kadını hiç anlayamadı. Hoş, anlamayı istemiş miydi, orası da meçhul… Kadın, açık bir yara gibi her sözde, her davranışta kanıyordu. Fransız romanlarının Türk filmlerine yansımış arabesk kadın kahramanlarına benziyordu, bir yandan bakınca. Adam, istemese de biliyordu ki, kadın, hep ona yakın bir yerlerde olacaktı. Şarkıları tekeline almıştı örneğin… Ona bir şeyler anlatmaya çalıştığı zaman ya susuyor ve bulundukları yerdeki müziğin duyulmasını sağlıyor ya da belki de adamın en sevdiği şarkıyı bir duygu sömürüsü haline getirerek bıktırana kadar mırıldanıyor, mırıldanıyordu… Adam artık şarkılardan nefret eder olmuştu! Tuhaf ama… İlk zamanlarda çok hoşuna giden o buğulu yeşil gözler de adamı daraltmaya başlamıştı. Sanki hep kendisi yüzünden ağlayıverecek gibiydi kadın. Sürekli düşünceli duruşunun yanında hep “düşünceli” olması da adamın üzerinde büyük bir yük olmuştu. Artık onun kızacağı, kıskanacağı sanrısıyla kendisi gibi giyinmeyi bırakmış, iç karartıcı şeylerle vücudunu örtmeye başlamıştı. Evet, evet, kadın artık giyinmiyor, örtünüyordu! Oysa ne de zevkli kadındı onu tanıdığı ilk zamanlar… Onu kıskanmak ne hoş bir oyundu… Kadın, bu kadar derin ve ince düşünerek adamın elinden kıskanma özgürlüğünü almıştı! Evet, adam, kadını hiç anlamıyordu! Kadınsa kendini adama daha yakın, çok daha yakın hissetmek için elinden gelen en iyi şeyi yapıyordu; onun gibi ve onun yerine düşünmeye başlamıştı. Onun için yaptığı her şey, günün her saatinde ona yakın olmasını sağlıyordu. Çünkü yasak ve kısa zamanlara mahkumdu sevgisi. Geceleri bile kendisine yasaklamıştı. Eski dostlarını aramıyor, eski mekânlarına uğramıyor; adamın bir ihtimal arayabileceği saatlerde kendini hep ona hazır hissetmek istiyordu. Ama o, bu çaba bataklığında debelendikçe adam ondan daha da uzaklaşıyordu. Kadın bunu görüyor, ama hiç anlamıyordu. Adam huzur arıyordu. Mesafeli bir ilişki yaşayacağı, sürekli düşünmek zorunda kalmayacağı ve sorumluluğunu ağır bir yük gibi omuzlarında hissetmeyeceği bir kadın arıyordu. Hep elinin altında olacak, ama ‘ben niye senin elinin altındayım?’ diye adamı kanırtmayacak birini… O dürüsttü çünkü: evli olduğunu söylemişti. Ve karısından hiçbir zaman ayrılmayı düşünmediğini de! Çocukları vardı. Karısıyla her şey düzenli bir şekilde yaşanıyordu zaten. İstediği sadece, uzaklaşmanın verdiği huzurdu… Oysa bu kadın, ona karısından ve çocuklarından daha fazla sorumluluk yüklemeye başlamıştı artık: “Ya aramayınca üzülürse?”, “Ya beni ararsa…”, “Ya karıma gidip de…” Kadınsa artık kendini tanıyamıyordu. O böyle biri değildi aslında. Her zaman da kızardı bu yapışkan ve aciz kadınlığa. Kadın güçlü ve onurlu olmalıydı. Ne oluyordu şimdi ona peki? Neden böyle davranıyordu? İlk başta her şey ne kadar da güzeldi oysa… Adamı güldürmeyi becerebiliyor, oynadığı saçma sapan oyunlarla onun başını döndürebiliyordu. Ama zamanla bir şey olmuştu. Zamanla, bu biteviye gel git arasında kadın kendini yenilemeyi unutmuş, bir albümün içinde giderek sararan eski bir lise sonu hatıra fotoğrafına benzemeye başlamıştı… hani şu, kadınlığa özenilip perma yaptırılan saçlarla ve ilk makyajlı suratla çektirilen fotoğraf… Hani büyük bir heyecanı saklayan fotoğraf… Oturup düşündü mü bilinmez… Başlarken çok düşünmüştü… Çok diretmişti bu deli tutkuya kapılmamak için. Ama sonra bir anda kendini bırakıvermişti. Şimdi de öyle olmuştu işte. Bir anda karar vermişti bitirmeye. Adamın karısı da doğumun sarsıntılı dönemlerini atlatmış, çocuğu yürümeye başlamıştı bile! Artık o evde her şey eski düzenine oturmaya başlamıştı. Kadın anlamıyordu. Adamın bu boşluğuna denk geldiğini nasıl da görememişti? Basireti bağlanmak dedikleri bu muydu acaba? Kendini kullanılmış, hayır, hayır, kendini kullandırtmış hissediyordu artık. Adam rahatlamıştı. Aslında bir an çok şaşırdığı doğruydu. Kadın onu nasıl bırakırdı? Ama çok da fazla sorgulamadı. Bir iki kere daha görüştüler ayrıldıktan sonra. Ve hepten kestiler ilişkilerini. Adam huzur ararken bulduğu huzursuzluğun nedenini hiç anlamadı. Hoş anlamayı istemiş miydi, orası da meçhul… Kadın uzun süre kendine gelemedi. Kendini aradı, bulamadı. Sahte sevdalar üretti yüreğine, yapamadı. Sonunda ondan da vazgeçti. Üstelik… üstelik artık adamı hatırlamıyordu bile! İçinde kalan daha doğrusu içinde yarattığı boşluk o kadar büyüktü ki… Kimse hatta kendisi bile dolduramıyordu artık! Kendine bir şarkı seçti. Öyle kırık yaşamaya devam etti. RÜYA Hadi yüreğim ha gayret Hadi yüreğim ha gayret. (Sertap Erener) DİP NOT: Yaşam duygusal olarak rahatsız olduğunuz her seferinde, bir
bağımlılıktan kurtulmanız için sizi uyarır. (Ken Keyes J.R) |
YenilerMahir DemirMotivasyonun Sürekliliği Leader Gerçek nedir? Elif Bengü Eski gül lokantası Uğur Koşar Hayat Bir Oyundur Erdem Zihin Haritalama Tekniği Mahir Demir Yeni Hayat Temizlik ve Kimlik Erol Şimşek Kayb-olmuşum Efe Özikiz Açım Dilek Çakır Bazen Aytuğ Adamak Barış Güç nereden Angel İstek Sultan Sofia Eş ruhum Ömer Aral Karikatürleri Bush çizdi! Yaşam bilimi adıyla geçen ayurveda ile ilgili neler biliyorsunuz? Zayıflamak ve sağlıklı bir yaşam için detoks diyeti yapın. |