|
|
Eski Gül Lokantası
“Eski Gül Lokantası’nı bilir misiniz?”
“Efendim?”
“Eski Gül Lokantası diyorum… Yani…”
“Hayır.”
“Hayret. Sanki sizi orada görmüştüm. Yalnızdınız.”
“Orada mı? Yalnız?”
“Arkadaşlarınızla… Yalnızdınız.”
“Bilmem…”
“Şarkı söylüyordunuz. Durun… Evet… “Neredesin sen?”
“Hangisi?”
“Hani şu eski şarkı… Tatlı dillim, güler yüzlüm…”
“Evet?”
“Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm. Gönlüm hep seni arıyor. Neredesin
sen?”
“Ama ben bu şarkıyı bilmem ki…”
“Oysa çok güzel söylüyordunuz. Hepimiz sizi dinliyorduk. Farkında bile değildiniz.
Ama biz sizi dinliyorduk. Ses çıkmasın diye kimse hareket etmiyordu. Garsonlar
bile…”
“…”
“Sizi gördüğüme eminim. Sizdiniz o! Yanılmış olamam. Hem ben Eski Gül Lokantası’nı
çok severim. Evet, sizdiniz…”
“Ama…”
“Yo, itiraz etmeyin. Yanınızda biri vardı. Ellerinizden tutuyordu. Biraz kırgın,
biraz uzak öylece dinliyordu sizi. Hâlâ bulamamış olmanızdan, onu bulamamış olmanızdan
üzgündü. Sizse hiçbir şeyin farkında değildiniz. Hep soruyordunuz. “Neredesin
sen?” Kimi arıyordunuz sahi? Kimdi seslendiğiniz?”
“Ben…”
“Nasıl da kırılmıştı ellerinizdeki. Siz yüreğinizdekini söylerken o ellerinizde
paramparça olmuştu. Hepimiz sizi dinliyorduk. Acınızı, yalnızlığınızı…”
“…”
“Gözleriniz yeşildi o gün. Görmüyordunuz. Yalnızca soruyordunuz çığlık çığlığa.
“Neredesin sen?” Öyle çıplak bir soruydu ki bu, utanmıştık. Ansızın ölüverecek
gibiydik. Anlamımızı yitirmiştik. ‘Neredesin sen?’”
“…”
“‘Gönlüm hep seni arıyor…’ Kim? Kimdi o, bizi böylesine yok eden?”
“Bilmem, bilmiyorum…”
“Nasıl? Günlerce sara nöbetlerine tutulmuş gibi tir tir titredim bu sözlerden.
Günlerce gözlerinizin yeşilinde acılandım. İçim bunaldı. Günlerce sesiniz ağlattı
beni. Aynalardan çıktım. Resimlerden çıktım. Kimse hatırlamıyordu adımı. Paramparça
oldum. Yok oldum. Sizse bilmem diyorsunuz…”
“…”
“Sonra sizi aradım Eski Gül Lokantası’nda. Her akşam sesinizin izlerini kazıdım
masalardan. Bakışlarımı kapısında unuttum lokantanın. Bir kerecik gelseydiniz,
bir kerecik… Yakanıza yapışıp “Kimdi o?” diye haykıracaktım. “Kimdi o?” diye ağlayacaktım
omzunuzda. Gelmediniz…”
“Ben hiç bilmem Eski Gül Lokantası’nı. Hem ben… Ben gülleri sevmem zaten. Gül
kokusunu… rengini…”
“Hayır! Seversiniz! Biliyorum seversiniz. Sevmelisiniz. Orada gördüm sizi. Orada
tanıdım. Gül Lokantası’nda. Hem arkadaşlarınız da vardı yanınızda. Onlara sorun
gülleri sevip sevmediğinizi.”
“Delirdiniz mi siz?”
“Evet, evet. Delirdim. Uykusuz kaldım kaç gece. Ne zaman gözlerimi kapasam sesiniz
geliyordu. Gelip koynuma giriyordu. ‘Neredesin sen?’”
“Ben bilmem… Ben bu şarkıyı hiç bilmem… Söyleyemem… Söylemem!”
“Her akşam gidiyordum oraya. Duvarlara elimi sürüyordum. Masalardaki çatal bıçaklara…
Gül resimleri vardı hani… Onlara dokunuyordum. Resimler yaprak döküyordu. Hepimiz
acılıydık. Biliyor musunuz? O günden sonra hiç şarkı çalmadılar orada. Herkes
yek vücut sizi dinliyordu.”
“Olamaz!”
“Evet, doğru. Anlamını yitirdi diyorum size... Her şey, herkes, biz...”
“Ben... Ben değildim...”
“Bir kere, bir dolmuşta... Radyodan duydum sesinizi. Hâlâ soruyordunuz. Hâlâ çağırıyordunuz.
Ben.. Elimde değildi. Bağırmak istememiştim.”
“Ne?”
“Beni dolmuştan attılar. Yaka paça, sürükleye sürükleye… Yolun orta yerinde ağladım,
ağladım…”
“Ama… İnanamıyorum… Sonra?”
“Sonrasız. Hatırlamıyorum. Hep sesiniz var sonrasında. Hep gözleriniz. Hep ellerinizde
parçalanan o zavallı… Sahi, ne oldu ona?”
“Kime?”
“Hani şu lokantadaki genç. Ellerinizden tutan…”
“…”
“Ben bir kere gördüm onu. Yanında biri vardı yine. Ama şarkı söyletmiyordu. Yanındaki
susuyordu… O gülümsüyordu..”
“…”
“Yazık. Eski Gül Lokantası’nı yıktılar, biliyor musunuz? Yıktılar onu. Sesinizi
yok edemediler çünkü. Sorunuz öylece asılı kalmıştı duvarda… Gözlerinizi yakamadılar.
Ben kaçtım. Uzaklara, kimsenin beni bulamayacağı kentlere. Peşimden sürüdüm sesinizi.
Gittiğim her yerde çınladık birlikte. “Neredesin sen?” Kaçtım…”
“Neden?”
“Yok etmek istiyorlardı. Bendeki tek anlamı yok etmek… Bense sizi bulmalıydım.
Geri vermeliydim sesinizi. Sorunuzu vermeliydim…”
“…”
“…”
“…”
“Eski Gül Lokantası artık yok. Yaktım orayı! Bir gece… Yaktım… Tek tek vurdum
seni dinleyenleri. Sorun bir tek bende şimdi. Geri vereceğim onu sana… Onları
vurdum. Aldım anlamını onlardan. Sana vermek için. Anlıyor musun?”
“Ben…”
“Çok yorgunum. Acıktım da… Eski Gül Lokantası’na gidelim mi?”
“…”
“Tut elimi. Yine tut. Yine elimi tutarak o şarkıyı söyle…”
“Nasıl?”
“Ellerindeki bendim… O umursamazca paramparça ettiğin… Bendim! Anlasana!”
“Ne?”
“Söyle haydi!”
“Ben…”
“Söyle diyorum!”
“Bilmiyorum… Ben değildim…”
“Söyle…”
“Ben… Ben değil…”
“ ‘Tatlı dillim, güler yüzlüm…’ Söyle haydi!”
“Bilmiyorum…”
“Haydi sor… Yine sor… Neredesin sen?”
“Ne… nere… desin… sen?”
“Sendin o! Biliyordum.”
“Ha… Hayır!”
“Sendin…”
“Hayır… Yapma!”
“Neredesin sen?”
“HAYIR!”
“Kimdi o? Anlamımı yitirten? Kimdi?”
|
|