Bir dakika, sakin olalım, paniğe lüzum yok!

Bugün sol tarafımdan kalktım. Gerçi bunun için tüm fizik kurallarını ihlal etmem gerekti ama (benim yatağımın sol tarafı duvardır) olsun, çalıştım çabaladım, sonunda da başardım! Bu sol taraftan kalkma işi çok da hoşuma gitti üstelik. Burnumdan ve kulaklarımdan dumanlar çıkıyor, gözlerimin akı yeşil oldu, tırnaklarım uzadı, saçlarım parmağımı elektrik prizine sokmuşum da öyle havalanmış gibi duruyor, ağzımı açınca da kırmızı kırmızı alevler saçıyorum. Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. Bu ne harika bir duyguymuş… Birden insan olduğumu hatırladım!

Şaka bir yana, insan uzun süreli susunca kelimeler artık istemese de boğazından dökülüveriyor. Hislerini uzun süreli dondurunca bir de bakıyor ki sonunda içten alev almış. Bugün işte ben de öyleyim. Olsun yaşanacaksa bu da yaşanacak. Bir şikayetim yok benim.

Benim bir şikayetim yok da… Böyle günlerde kazara yakın çevremde bulunanlar, menzilime girenler ne düşünüyor, işte orasını bilemiyorum. Çünkü demin de dediğim gibi gözlerimin akı yeşil olduğu için çok da iyi göremiyorum olup biteni.

Sorun şu ki, insan hep susan, gülümseyen ve hatta katlanan olarak tanınınca, bir gün içindekileri döküp rahatlamaya çalışırken çevresini de bir hayli şaşırtıyor. Aslında o anda söyledikleri söylemek istediklerini çok fazla aşıyor, hissettikleriyle çok fazla bağdaşmıyor ama birikim ona kendinden büyük işler yaptırıyor. Öyle olunca da, o masum çocuk yüzüne alışanlar “ Vay sen böyle değildin! Bak işte bu senin gerçek yüzünmüş…” diye sızım sızım sızlanarak seni bir kez daha zıvanadan çıkarıyorlar.

Evliya mıyız? Olmak zorunda mıyız?

Şu çok satar doğu öğretileri ya da çok satar psikoloji öğretileri kitaplarındaki felsefik çözümlemeler var ya… Hani, Kendinizi sakin tutmanın 10 başarılı yolu; Stresimi nasıl yendim; Işığı kendi içinizde arayın falan gibi… Orada size hep Ganj nehrinin yanı başında ya da Tibet’in en yüksek tepelerinde yaşıyormuşsunuz da söylenenleri çok kolay uygulayabilirmişsiniz havası yaratılır. 7 günde ermiş olup çıkabilirsiniz o yazılanlara göre… 7.günün sonunda da orada yazılanların hiçbirinin gerçekleşmediğini görünce hepten sinir küpüne dönersiniz. Üstelik insanlar sizi evliya olarak tanıdıklarından üstünüze üstünüze gelmekte hiçbir sakınca görmez (nasıl olsa karşılık vermez ve size taş atana siz ekmek atarsınız) ve bu kadar kolay bir şeyi başaramadığınızdan kendinize olan güveninizi yitirirsiniz!

Yıllar önce bir dostuma, çok zor bir durumunda “Sen çok güçlüsün, bunu da atlatırsın…” gibi ne yapacağımı bilememenin verdiği şaşkınlıkla zoraki bulunmuş destek lafları ederken bana dönüp “Bıktım güçlü olmaktan. Benim de güçsüz olmaya, içimdeki zehri akıtmaya ihtiyacım var!” demişti.

Oysa ben onu hep dağ gibi sanırdım. Meğer dağlar da rüzgârla, yağmurla aşınıyormuş!

Öyle de bir sözümüz vardır: “Söz gümüşse sükut altındır” diye. Aman, yanlış anlamayın! O,
“Her bildiğini söyleme” anlamında bir sözdür. Ya da “İki düşün bir söyle” anlamında! Susup kendini patlamaya hazır bomba haline getir, anlamında değil!

Maalesef ben susa susa çevremi buna alıştırmışım. Gün gelip de birikmişlerim patlayınca herkeste bir feryat figan, sormayın gitsin! Niçin efendim gerçek duygularımı zamanında açıklamamışım? E, niçin olacak? Bilinçaltımla bilinç üstüm aynı şekilde çalışmıyor da ondan! Bilinç üstümün çağdaş insan olma çabalarıyla o an kabul edebildiği şeyleri, bilinçaltım kabul etmiyor ve bir gün gelip ben bunları istemiyorum, alın geri diye dışarı atıyor. Bu kadar basit bunun açıklaması. Bilinç üstüm ne kadar kibar bir First Lady’se, bilinçaltım o kadar Robenson Crusoe! Bir Cuma’yı tanır. Ona da yamyam olduğu için pek fazla güvenmez, ikide bir kapı dışarı eder!

Neyse ki ben bilinçaltımı çok seviyorum ve o da bunu biliyor. Böyle ara sıra lavlarını etrafa püskürtmesine hiç kızmıyorum, aksine karşısına geçip onu alkışlıyor ve kutluyorum. Eğer o da böyle yapmasa hayat ne kadar sıkıcı olurdu? Aman efendim, tamam efendim, evet efendim, sepet efendim... Hayat mı bu?

Ne yapalım bugün bilinçaltımın günü. Katlansınlar biraz! Yarın yine Kırmızı Şapkalı Kız olurum.

DİP NOT: Yazgı diye bir şey yoktur, yalnız sınırlar vardır. En kötü yazgı, sınırları sabırla karşılamaktır. Karşı çıkmak gerekir. (PAVESE)

Yeniler

Mahir Demir
Motivasyonun Sürekliliği

Leader
Gerçek nedir?

Elif Bengü
Eski gül lokantası

Uğur Koşar
Hayat Bir Oyundur

Erdem
Zihin Haritalama Tekniği

Mahir Demir
Yeni Hayat Temizlik ve Kimlik

Erol Şimşek
Kayb-olmuşum

Efe Özikiz
Açım

Dilek Çakır
Bazen

Aytuğ
Adamak

Barış
Güç nereden

Angel
İstek

Sultan Sofia
Eş ruhum

Ömer Aral
Karikatürleri Bush çizdi!
Yaşam bilimi adıyla geçen ayurveda ile ilgili neler biliyorsunuz?

Zayıflamak ve sağlıklı bir yaşam için detoks diyeti yapın.