Başucu İşkenceleri

“Bakar mısınız, hesap lütfen…”
“Buyrun.”
“Bu ne? Ben böyle bir şey yaşamadım ki…”
“Yaşamadığınız için efendim… Yaşanmamışlar daha pahalıdır burada…”

“Baba, insanlar uyuyunca nereye gider?”

Bu soruyu sorduğumda 5 yaşımdayım. Garip geliyor bana, akşam yatıyorsunuz… Sabah kalkıyorsunuz… O arada ne oluyor peki? Nereye gidiyoruz? Neden hiçbir şey hatırlamıyorum?

Babamın yüzündeki telaşı görebilecek kadar büyüğüm ama… Hatta bu hoşuma bile gitti diyebilirim. Onu köşeye sıkıştırdım. Her yanıtsız soruda daha da büyüyorum…

“Nereye olacak? Rüyalar âlemine kızım…”

Kafam karışıyor…

“Ama ben dün gece hiç rüya görmedim ki…”

Bu sefer onun kafası karışıyor… Biraz düşünüyor…


“ Bak güzel kızım… İnsanlar uyudukları zaman rüyalar âlemine giderler. Eğer o gün yaramazlık yapmamışlarsa rüyalar âleminin kapıları açılır, onlar da içeri girip güzel rüyalar görürler. Yok eğer yaramazlık yapmışlarsa kapılar açılmaz… Onlar da kapının dibinde, o karanlıkta oturur kalırlar… Ta ki uyanana kadar. ”

Bir daha asla yaramazlık yapmıyorum. Çok uslu bir çocuk oluyorum. Karanlıkta, bir kapının dibinde oturma düşüncesi beni dehşete düşürüyor. Rüya göremediğim gecelerin sabahında huysuzlanıyorum. Gidip annemin kucağına oturuyor, kollarımı ona sımsıkı sarmalıyorum. Anlamıyor. Hatta bundan çoğu zaman sıkıntı da duyuyor. İşlerini yapamıyor çünkü. Ama ben kendimi öyle yalnız hissediyorum ki…

Zamanla benim hasta olabileceğim dedikodusu yayılıyor aile içinde. Annem beni doktora götürüyor. Asık yüzlü bir adam bu. Sırtımı dinliyor. Dilimi dışarı çıkartıyor. Karnıma elini koyup diğer eliyle üstüne vuruyor. Kulaklarıma bakıyor. Bunları yaparken hiç konuşmuyor. Ben de konuşmuyorum. Neden sonra adımı soruyor. Söylüyorum. İlk defa bu kadar sessiz bir çocukla karşılaştığını söylüyor. Sonra anneme yeme düzenimin nasıl olduğunu soruyor. Annem şaşılacak kadar iyi olduğunu, eskiden yemediklerimi bile itirazsız yediğimi söylüyor. Daha sonra konuştuklarını anlamıyorum. Rüyalar âlemi beni çağırıyor…

Uyandığımda evdeyim. Bu sefer rüya gördüğüm için rahatım. İçerden birtakım sesler geliyor. Sanırım annemle babam tartışıyorlar. Annem beni bir yerlere götüreceğini söylüyor ama neresi anlamıyorum. Babam buna gerek olmadığını anlatmaya çalışıyor. Nafile. Annem inatçı kadın. Ertesi gün yine ana-kız elele doktora gidiyoruz. Harika bir yer burası. Oyuncaklar var… Diğer doktorun aksine bu doktor teyze sürekli konuşuyor. Sesi de yumuşacık. Adım soruluyor yine… Oyuncaklarla oynamama izin veriliyor. En çok neyi sevdiğim, nelerden korktuğum konusunda uzun uzun konuşuyoruz. Karanlıkta, dışarda kalmaktan korktuğumu söylüyorum. Annem biraz sinirli. Neden anlamıyorum. Doktor teyze manalı manalı anneme bakıyor. Ne oluyor burada? Biri bana da anlatsa… Tam çıkarken doktor teyze ona bir şey söylemek isteyip istemediğimi soruyor. Öyle sevdim ki bu teyzeyi koşup sarılıyorum ve kulağına:

“İnsanlar uyuyunca nereye gider, biliyor musunuz? Rüyalar âlemine… Sakın yaramazlık yapmayın… Yoksa kapılar hiç açılmaz!” diyorum.

Kedim öldü… O zamana kadar ölümle bu kadar yakın olmamıştık. Babam arka bahçeye gömüyor onu.

“Ama geri dönmek istese oradan çıkamaz ki…” diye ağlıyorum.

Babam onun bir daha dönmeyeceğini söylüyor. Yalancı! Benim kedim beni bırakmaz! Babamdan nefret ediyorum… Kedim dönecek… Bunu adım gibi biliyorum.

Ağlamama rağmen - bu bir yaramazlık işareti - o gece rüya görüyorum. Bahçedeyim. Karanlık. Bahçemiz o kadar büyümüş ki ben içinde küçücük kalmışım. Ağaçlar kurumuş. Korkunç görünüyorlar. Dalları beni boğmak istercesine kıvrılmış. Uçları cadı tırnağı gibi uzun ve sivri… Kedimin sesini duyuyorum. Miyavlıyor. Onu bulmaya çalışıyorum. Babam nereye gömmüştü onu? Hangi ağacın altıydı? O kadar çok ağaç var ki… Kedim miyavlıyor… Ağlıyorum… Hangi ağaç? Bu muydu? Hayır… Bu… Babamı çağırıyorum… Avaz avaz bağırıyorum… Kedim miyavlıyor… Neredesin? Ağaçların altını ellerimle kazıyorum… Burada… Hayır… Burada… Ellerim kan içinde… Kedim… Susuyor… KE- DİM!

Bağırarak uyanıyorum. Annem geliyor. Babam da… Ne oldu diye soruyorlar. Verebildiğim tek cevap - MİYAV - oluyor…

“Anne… Ölünce insanlar nereye gider? ”

Annem telaşlanıyor. Yüzünden anlıyorum. Bir an duruyor ve…


“ Cennete tabii ki yavrum…” diyor.

Cennet neresi ki? Kedim de orada mıdır acaba?

“Güzel bir yer mi orası? ”
“Elbette. Melekler var orada. Sonra bir sürü oyuncak… Ama yaramazlık yapmazsan…”

Oyuncaklar beni ilgilendirmiyor… Kedimi soruyorum. Annem kızıyor. Ben ne bileyim kızım deyip kalkıyor koltuktan. Annemi de sevmiyorum artık. Bir şeyi bilmiyor. Bence kedim cennete gitti. Çünkü o hiç yaramazlık yapmazdı. Bir kere elimi tırmalamıştı ama olsun, o sayılmaz. O benim en iyi dostumdu. En azından rüyalar âlemine giderken beni yalnız bırakmazdı. Uyurken gelir, yorganımın üstüne kıvrılır, uyandığımda da orada olurdu. Madem o cennete gitti. Ben de onun yanına gitmeliyim. Yalnız bırakmamalıyım onu…

Annem beni halının üstünde öylece yatarken buluyor. Önce dikkat etmiyor. Bir 5 dakika sonra tekrar odama geldiğinde ben hâlâ orada yatıyorum. Telâşlanıyor. Adımı söylüyor. Cevap vermiyorum. Cennete gideceğim ben. Kedim cennete giderken hiç sesini çıkarmamıştı. Ben de sesimi çıkarmamalıyım. Annem tekrarlıyor adımı. Bu sefer iyice korkulu. Ben inatçıyım ama. Annem tokatlıyor beni… Gözlerimi açmıyorum. Ses de çıkarmamalıyım. Ama canım öyle yandı ki… Göz yaşlarımı tutamıyorum. Annem sarılıp bana, ağlıyor…

Aradan uzun zaman geçiyor. Okuldayım. Sıra arkadaşım sürekli bayılıyor. Önce sapsarı oluyor yüzü… Sonra beyaza dönüyor ve neresi olursa olsun bakmadan düşüveriyor. Ben oyun oynadığını düşünüyorum başta. Ama hastaymış. Elinde değilmiş bayılmamak…

“Nereye gidiyorsun peki bayılınca? ” diye soruyorum.

Anlamadan yüzüme bakıyor.

“Burada olmuyor muyum? ” diye soruyor.

Ben anlamıyorum.

Kazadan sonra uzun süre kendimi bilmeden yatmışım. Öyle dediler. Tam 2 hafta. Koma. Hatta 2 kere ameliyat bile olmuşum. Neredeydim peki? Neden duymadım olanları? Annem gelmiş. Bir süre benimle kalmış ama babam da rahatsız olduğu için geri dönmüş. Babama kaza geçirdiğimi söylememişler... Üzülür diye. Annemden sonra “O” gelip yanımda kalmış. Zaten ilk onun sesini duydum… O çağırıyordu beni…

Garip bir kayma oldu bilincimde. Karanlığın farkında değildim. Hiçbir şeyin farkında değildim. Sonra onun ne kadar güçlü olduğumu anlatan sesini duymaya başladım. Karanlık da o zaman başladı zaten. Öyle koyu bir karanlıktı ki… Korkuyordum. İşte o zaman elimi tutan elini de hissetmeye başladım. Ve ışığı. Gözlerimi açtığımda “Hoş geldin” diyor… Nereye gitmiştim ben? Nereden hoş geliyordum? Ne anlamsız…

Doktorlar başucumda… Hemşirenin biri tansiyonumu ölçüyor. Her şey normal. Gülümsüyorlar. Kefeni yırttığımı söylüyorlar. Tam çıkarlarken son kalan doktora sesleniyorum...

“İnsan komadayken nereye gider? Rüya âlemine mi, cennete mi? ”

Doktor bir şey söyleyecek gibi ağzını açıyor. Duruyor sonra…

“ Bilmiyorum…” diyor. “ Sen neredeydin peki? ”

Gülümsüyorum…

“ Bilmiyorum…”

Yeniler

Mahir Demir
Motivasyonun Sürekliliği

Leader
Gerçek nedir?

Elif Bengü
Eski gül lokantası

Uğur Koşar
Hayat Bir Oyundur

Erdem
Zihin Haritalama Tekniği

Mahir Demir
Yeni Hayat Temizlik ve Kimlik

Erol Şimşek
Kayb-olmuşum

Efe Özikiz
Açım

Dilek Çakır
Bazen

Aytuğ
Adamak

Barış
Güç nereden

Angel
İstek

Sultan Sofia
Eş ruhum

Ömer Aral
Karikatürleri Bush çizdi!
Yaşam bilimi adıyla geçen ayurveda ile ilgili neler biliyorsunuz?

Zayıflamak ve sağlıklı bir yaşam için detoks diyeti yapın.